Wet Leg’in kendi adını taşıyan albümü, ilk saniyeden itibaren “hafif” görünerek vuruyor. Gitarlar keskin, davullar net, vokal ise umursamaz bir özgüvenle ilerliyor. Bu umursamazlık, aslında albümün en büyük gücü: Her şey gereğinden fazla ciddiye binmeden, doğru anda doğru hamleyi yapıyor.
Parçalar kısa tutulmuş. Bu, albümün temposunu sürekli yüksek tutuyor ve sıkılmaya izin vermiyor. Nakaratların çoğu, tek bir cümleyle akılda kalıyor; riff’ler ise şarkıyı taşıyacak kadar güçlü ama asla şov amaçlı değil.
Sözlerdeki mizah, “şaka” olmak için değil; gündelik rahatsızlıkları görünür kılmak için var. Flört, şehir sıkıntısı, küçük sosyal gerilimler... Hepsi, büyük bir drama çevrilmeden küçük iğnelerle anlatılıyor.
Prodüksiyon, kirli bir lo-fi estetikten ziyade parlak ve kontrollü. Bu sayede albüm, indie sahnede durduğu kadar mainstream kulağa da hızlıca çarpabiliyor.
Wet Leg, ilk albümde net bir kimlik kuruyor: Post-punk enerjisi, pop melodisi ve ironik bir gülümseme. Bu kombinasyon, albümü hem eğlenceli hem de tekrar dinlemeye çok uygun hale getiriyor.